Merhaba sevgili Bişi Mişi ve (eğer bayansa) sevgili (erkekse) saygılı okur,
Biliyorum, uzun zamandan senle haşır neşir olmuyordum. Bilesin ki internetim yoktu ve sana yazacağım yazı için internet kafelerde kaybedeceğim vakti göze alamıyordum. Ama daha sonra Şeyhmus’un da beni sopayla dürtmesi neticesinde seninle bir-iki kelam paylaşarak aramızdaki kırgınlığı yok etme niyetindeyim.
Geçenlerde DGS aşkı ile yanıp tutuşan bünyemi rahata erdirmek için kayıt yaptırmaya, okulun öğrenci işlerine doğru yola koyuldum. Huyum kurusun bu tür işleri son gününe bırakmasam rahatlayamıyorum. Son güne bırakmak gibi bir moku hali hazırda yemişken erken kalkayım da kayıtlara yetişeyim dedim.
Hani bazen öyle zamanlar olur ya tuttuğun her dal kırılır su içtiğin nehirler kurur, ben de şu sıralar bu türden çok zaman geçiriyorum ve işin kötü tarafı, bu problemlerimi de nasıl bertaraf edeceğim konusunda zerre fikre sahip değilim.
Öğrenci işlerine gittim, kayıt için sıraya girdim, ülen sıra bana geldi diye sevinirken saat 12:00′ye kadar sistem olmadığı için kayıt için fotoğraf çekilen Logitech kameranın önünde mal mal bekledim. Şans bu ya; sistem bir türlü işlemedi. Kayıt yapacak dünyalar güzel öğrenci işlerindeki görevliyle saat 13:30 buluşmak üzere sözleştik. Buluşmadan önce üstümüze rahat bir şeyler alırız diye düşünürken… Öhm. Neyse tekrar sıra beklememek için kimlik kartımı da dişine kuyum işlenmiş güzelin yanında bıraktıktan sonra neredeyse benimle konuşan midemin gevezeliğini dindirmek için benimle sıra bekleyen (anonim kalmasını istediğimden isim vermiyorum) arkadaşımla yemeğe çıktık. Ben de her zaman zıkkımlandığım bir fast-food zincirine gidelim dedim o da sağolsun beni kırmadı. Sevgili okur, sadece tavuklu sandviç yedim. Yemeği yedikten sonra içtiğim şişe su ile midemdeki sandviçin ilişkisi adeta ateşle baruta döndü. Midemdeki ve bağırsaklarımdaki kasılmalardan sonra inan ki resmen ölümün provasını yaptım diyebilirim. Bildiğin zehirlenmiştim. Tavuktan ya da maynezden. Artık her ne zıkkımdansa… Yine adını vermek istemediğim dostum ile birlikte apar topar GAZÜ Tıp Fak. acil servisine doğru resmen sürüne sürüne gittim. Yani şimdi tekrar düşünüyorum da o mesafeyi o halde nasıl katetmişim tahayyül edemiyorum. Acil servisinde girince, görev aşkı ile yanıp tutuşan intern‘lerin kucağına düşmüş bulundum bir an.
Orada yediğim ağrı kesici ve iki serujmdan sonra rahat bir nefes alabildiğimi hatırlıyorum. Tabi bunlar olurken sınıfımızda güç elektroniği sınavı yapılmakta, ondan hiç bahsetmiyorum çünkü umurumda bile değil. Gerçekten kendimi bu kadar aciz hissettiğim nadir anlardan biriydi hastanede geçen 3,5 saatim.
Bütün bunlar olurken hastaları kontrole gelen bir başhekim belirdi yanıbaşımda. Etrafında 2-3 doktor ve 5-6 intern ile hastaların durumunu, hastalığın sebebini, teşhisi nasıl koydukları ve nasıl bir tedavi uyguladıklarını soruyordu doktorlara. Adam kendine öyle güveniyordu ki sanki bir an karşımda (izleyenler bilir) Dr. Housu görmüş gibi oldum. Onca zamadan, acıdan girilmemiş sınavdan sonra aklımda kalan tek kare neredeyse buydu. Ülen no’lurdu bunu bütün hastanelerde görseydik. Çok şey istemiyorum be Bişi Mişi. Sence çok mu?
Son Yorumlar