Arşiv

Archive for the ‘Kategorisiz’ Category

2011 in review

Aralık 31, 2011 Yorum yapın

The WordPress.com stats helper monkeys prepared a 2011 annual report for this blog.

Here’s an excerpt:

A New York City subway train holds 1,200 people. This blog was viewed about 4.600 times in 2011. If it were a NYC subway train, it would take about 4 trips to carry that many people.

Raporun tamamını görmek için tıklayın!

Categories: Kategorisiz

Sahne arkası

Aralık 12, 2011 Yorum yapın

Sahne Arkası

2. Olmak

Ekim 24, 2011 Yorum yapın

Categories: Kategorisiz Etiketler:,

İntihar Süsü

Ekim 24, 2011 Yorum yapın

İntihar Süsü

Categories: Kategorisiz Etiketler:

Boy Avantajı

Ekim 24, 2011 Yorum yapın

Categories: Kategorisiz

Zayıflama Hakkında Kıpkırmızı ve Rezil Tezgâhlar

Aralık 12, 2010 Yorum yapın

Benim için internet neredeyse = ekşi sözlük. İnternete dayalı gündemin tamamını ekşi sözlük’ten takip ediyorum desem yeridir yani. Bu yazıyı da ekleme kararı verdiğin an itibariyle ekşi duyuru’da ilgimi çeken bir duyuruya denk gelince bu durumdan seni de haberdar edeyim istedim.

Duyuruyu aynen aktarayım:

Hapçılar websiteme saldırdı, desteğinizi istiyorum.

Daha önce de başıma gelmişti… Ama uzun zamandır yaşamıyordum.
Biber hapıyla ilgili olan yazımın bulunduğu sayfaya saatlerdir öküz gibi DDOS yapılıyor, site göçmüş durumda.

Saldırıyı bertaraf edebilirsem yazıyı tekrar yayına sokacağım.

yazı burada (açılmaz): http://www.google.com.tr/url?sa=t&source=…mp;cad=rja

bu yazıyı sitelerinde yayınlayarak bu hapçılara karşı bana destek verecek site sahipleri özelden veya bu başlık altından yazarlarsa sevinirim.

bilmeyenelr için not: biber hapı binlerce sitede reklamı yapılıp onlarcası aracılığıyla satılan, kesin olarak iki kişinin ölümüne neden olan yasaklanmış bir haptır. buna karşı yazılmış ve satışları engelleyen yegâne yazı da benim sitemdeydi. arama sonuçlarında iyi sıradaydı yani o açıdan tekti.

desteklerinizi bekliyorum.
baki selamlar.

Devamını oku…

Okul bitti!

Haziran 20, 2010 Yorum yapın
Kepli Murat

Kepli Murat

Merhaba ulan blog. 2 yıllık okul serüvenim tamamlandı galiba. Bu satırları yazarken aklıma geldi, bir tek staj defterimi teslim edeceğim sırada öğrenci kimlik kartımı kullanmam gerekecek. Kâğıt üzerinde akıllı evler ve akıllı bantlarla donatılmış hidrolik ve pnomatik fabrikaları gözüm kapalı tasarlayıp işler duruma getirebilmem lazım. Ama tık yok. Bildiğin gibi değil :) Hayatımdaki onlarca yol ayrımından birine o kadar yaklaştım ki bunu bir “Y” gibi düşünürsek şu anda çataldayım diyebilirim. Kader kısmet ikilisi benim için yazılan neyse ona muktedir olacaklar, ona amentü billâh ama haleti ruhiyem de “Yusuf” ile görüşmüyor değil. Çok yakında, “acaba benden bir mok olur mu?” sorusuna cevap verecek olan DGS sınavına gireceğim. Tercih kılavuzunu inceledik arkadaşlarla, elektrik-elektronik bölümünden sadece 151 öğrenci alacaklarmış. e-kılavuz yerine eski usul kılavuzlardan olsaydı çöpe atar “Allah’ın yok mu lan ÖSYM” derdim. Ama çalışıyorum yine de. Malum, umut fakirin ekmeği. Zaman bana neyi gösterecek bunu hep birlikte göreceğiz. Ya da sen niye görüyorsun lan? Ben tek göreceğim anasını satiim… Neyse sevgili okuyucu. Hadi sağlıcakla kal.

Dr. House

Mayıs 22, 2010 Yorum yapın

Merhaba sevgili Bişi Mişi ve (eğer bayansa) sevgili (erkekse) saygılı okur,

Biliyorum, uzun zamandan senle haşır neşir olmuyordum. Bilesin ki internetim yoktu ve sana yazacağım yazı için internet kafelerde kaybedeceğim vakti göze alamıyordum. Ama daha sonra Şeyhmus’un da beni sopayla dürtmesi neticesinde seninle bir-iki kelam paylaşarak aramızdaki kırgınlığı yok etme niyetindeyim.

Geçenlerde DGS aşkı ile yanıp tutuşan bünyemi rahata erdirmek için kayıt yaptırmaya, okulun öğrenci işlerine doğru yola koyuldum. Huyum kurusun bu tür işleri son gününe bırakmasam rahatlayamıyorum. Son güne bırakmak gibi bir moku hali hazırda yemişken erken kalkayım da kayıtlara yetişeyim dedim.

Hani bazen öyle zamanlar olur ya tuttuğun her dal kırılır su içtiğin nehirler kurur, ben de şu  sıralar bu türden çok zaman geçiriyorum ve işin kötü tarafı, bu problemlerimi de nasıl bertaraf edeceğim konusunda zerre fikre sahip değilim.

Öğrenci işlerine gittim, kayıt için sıraya girdim, ülen sıra bana geldi diye sevinirken saat 12:00′ye kadar sistem olmadığı için kayıt için fotoğraf çekilen Logitech kameranın önünde mal mal bekledim. Şans bu ya; sistem bir türlü işlemedi. Kayıt yapacak dünyalar güzel öğrenci işlerindeki görevliyle saat 13:30 buluşmak üzere sözleştik. Buluşmadan önce üstümüze rahat bir şeyler alırız diye düşünürken… Öhm.  Neyse tekrar sıra beklememek için kimlik kartımı da dişine kuyum işlenmiş güzelin yanında bıraktıktan sonra neredeyse benimle konuşan midemin gevezeliğini dindirmek için benimle sıra bekleyen (anonim kalmasını istediğimden isim vermiyorum) arkadaşımla yemeğe çıktık. Ben de her zaman zıkkımlandığım bir fast-food zincirine gidelim dedim o da sağolsun beni kırmadı. Sevgili okur, sadece tavuklu sandviç yedim. Yemeği yedikten sonra içtiğim şişe su ile midemdeki sandviçin ilişkisi adeta ateşle baruta döndü. Midemdeki ve bağırsaklarımdaki kasılmalardan sonra inan ki resmen ölümün provasını yaptım diyebilirim. Bildiğin zehirlenmiştim. Tavuktan ya da maynezden. Artık her ne zıkkımdansa… Yine adını vermek istemediğim dostum ile birlikte apar topar GAZÜ Tıp Fak. acil servisine doğru resmen sürüne sürüne gittim. Yani şimdi tekrar düşünüyorum da o mesafeyi o halde nasıl katetmişim tahayyül edemiyorum. Acil servisinde girince, görev aşkı ile yanıp tutuşan intern‘lerin kucağına düşmüş bulundum bir an.

Orada yediğim ağrı kesici ve iki serujmdan sonra rahat bir nefes alabildiğimi hatırlıyorum. Tabi bunlar olurken sınıfımızda güç elektroniği sınavı yapılmakta, ondan hiç bahsetmiyorum çünkü umurumda bile değil. Gerçekten kendimi bu kadar aciz hissettiğim nadir anlardan biriydi hastanede geçen 3,5 saatim.

Bütün bunlar olurken hastaları kontrole gelen bir başhekim belirdi yanıbaşımda. Etrafında 2-3 doktor ve 5-6 intern ile hastaların durumunu, hastalığın sebebini, teşhisi nasıl koydukları ve nasıl bir tedavi uyguladıklarını soruyordu doktorlara. Adam kendine öyle güveniyordu ki sanki bir an karşımda (izleyenler bilir) Dr. Housu görmüş gibi oldum. Onca zamadan, acıdan girilmemiş sınavdan sonra aklımda kalan tek kare neredeyse buydu. Ülen no’lurdu bunu bütün hastanelerde görseydik. Çok şey istemiyorum be Bişi Mişi. Sence çok mu?

Delirttin Bizi Lost!

Ocak 8, 2010 Yorum yapın

Lost, hemen hemen her sezon yılın başlarına doğru başlar ve sezon bitiminde (yaz dolaylarında) sezonu kapatır, bizim gibi delilerine de 7-8 ay yeni sezonu çaresiz beklemek kalır. Durum böyle olunca dünya kadar yeni “son” teorileri yazılır, Lost müptelalarına da bunları zevkle okumak kalır.

Yeni sezon öncesinde de yeni bir fotoğraf karesi dolanmaya başladı internette… Fotoğraf, Leonardo Da Vinci’nin Hz. İsa’nın havarileriyle birlikte yediği son akşam yemeği tablosuna atfen çekilmiş.

Bu arada ben niye fotoğrafı anlatmaya çalışıyorum onu da anlamış değilim. Ahanda sana telif hakkı ABC’ye ait olan fotoğrafı sevgili okuyucu (kocaman boyutu için resme tıklat)

Son Akşam Yemeği © 2009 American Broadcasting Companies
Son Akşam Yemeği © 2009 American Broadcasting Companies

İnternet medyası da bu manyaklığa gereken  önemi verip haber yapmışlar bu durumu. Ahan da Radikal‘in yazısı (onlar da Milliyet’ten almışlar ya neyse…):

Devamını oku…

Sen nasıl bir insansın Orçun Kunek?

Aralık 2, 2009 Yorum yapın

—Vakti zamanında lemandaki bir yazısından alıntı—

sevgili okurlar, güzel insan – eşşiz dostlar, oh bebekler!
insan ruhu psikanalizi ve kişilik çözümlemesi üzerine kaleme aldığım “insan ruhu gurnaz ruh” ve gene norveççe yazdığım “bir insan ki gurt gibi karakterli” adlı romanlarımı ilçe tarım müdürlüklerinden ısrarla isteyiniz. almanca kaleme aldığım “ich bin ardıngen tıktık” ( ardını tıklatayım ) adlı yazımı da ısrarla isteyiniz. olmadı odunla vurup ikaz ediniz ! Devamını oku…

Takip Et

Get every new post delivered to your Inbox.