Ekşi Sözlük’ün En Çok Beğenilen 2011 Entry’leri
1. (bkz: liberal demokrat parti/#24010129) -alpermete
2. (bkz: yıldırım demirören/#25828144) -sessiz yeni masumiyet benim
3. (bkz: ekşi itiraf/#22392463) -scuderia
4. (bkz: özhan canaydın/#21718251) -deepsilence
5. (bkz: yaran facebook durum güncellemeleri/#26442358) -exelance06 Devamını oku…
2011 in review
The WordPress.com stats helper monkeys prepared a 2011 annual report for this blog.
Here’s an excerpt:
A New York City subway train holds 1,200 people. This blog was viewed about 4.600 times in 2011. If it were a NYC subway train, it would take about 4 trips to carry that many people.
Zayıflama Hakkında Kıpkırmızı ve Rezil Tezgâhlar
Benim için internet neredeyse = ekşi sözlük. İnternete dayalı gündemin tamamını ekşi sözlük’ten takip ediyorum desem yeridir yani. Bu yazıyı da ekleme kararı verdiğin an itibariyle ekşi duyuru’da ilgimi çeken bir duyuruya denk gelince bu durumdan seni de haberdar edeyim istedim.
Duyuruyu aynen aktarayım:
Hapçılar websiteme saldırdı, desteğinizi istiyorum.
Daha önce de başıma gelmişti… Ama uzun zamandır yaşamıyordum.
Biber hapıyla ilgili olan yazımın bulunduğu sayfaya saatlerdir öküz gibi DDOS yapılıyor, site göçmüş durumda.Saldırıyı bertaraf edebilirsem yazıyı tekrar yayına sokacağım.
yazı burada (açılmaz): http://www.google.com.tr/url?sa=t&source=…mp;cad=rja
bu yazıyı sitelerinde yayınlayarak bu hapçılara karşı bana destek verecek site sahipleri özelden veya bu başlık altından yazarlarsa sevinirim.
bilmeyenelr için not: biber hapı binlerce sitede reklamı yapılıp onlarcası aracılığıyla satılan, kesin olarak iki kişinin ölümüne neden olan yasaklanmış bir haptır. buna karşı yazılmış ve satışları engelleyen yegâne yazı da benim sitemdeydi. arama sonuçlarında iyi sıradaydı yani o açıdan tekti.
desteklerinizi bekliyorum.
baki selamlar.
Otomatik Narenciye
Merhaba sevgili sinema dostu okur. Bu girişi yaptıktan sonra bile, buna dikkat edecek insanlarla bir an da olsa aynı duyguları paylaşacağım için kendimi o kadar şanslı görüyorum ki, bunu kelimelerle ifade etmek çok zor. Düşünsenize, ülkemizde yaşanan onca probleme rağmen bir kişinin hem sinemayı hem de okumayı seviyor olması gerçekten kayda değer bir durum. En azından benim için.
Normalde Stanley Kubrick’ten bahsetmek için açtım sayfayı ama eski yazılarımı okuyanlar bilirler, yine anlatmak istediklerimden fersah fersah uzaklardayım.
Direk mevzuya giriyorum sevgili okur. Uzun zamandan beridir kendimi mümkün mertebe en iyisini elde ederek toparlamaya çalıştığım bir film arşivi yapmaya çalışıyorum. Arşivi de yönetmen, gösterime giriş yılı, aktörleri, IMDB’den aldığı puan ve buna benzer onlarca ayrıntıya göre kategorize eden bir programı da kayda değer bir süredir kullanıyorum. Bu programı da tanıtmak boynumun borcudur zira kullandığım programa ilişkin hiçbir bilgi ya da tanıtıma denk gelmedim. O da başka bir yazının konusu olsun.
Arşivimin başköşesinde Stanley Kubrick ve Tarantino filmleri yer almakta. Hal böyleyken yönetmene göre film edinmeye gayret ediyorum. Tarantino filmlerinde neredeyse eksik yok ama Stanley Kubrick için aynı şeyi söyleyemeyeceğim. Geçenlerde de arkadaşla lafı açılmışken Otomatik Portakal’dan (A Clockwork Orange) bir hayli söz ettik ve bu filmi bir an önce edinmem gerektiği fikrine kapıldım. Filmi edindim, izledim ve gerçekten çok ciddi bir hayal kırıklığıyla ekranın başında kalakaldım. Uğruna onca methiyeler dizilen film benim için tam bir fiyasko oldu desem yeridir.
Filmi izlemeyenler için bir anlatayım (Filmin içeriğine ilişkin önemli ayrıntıları içerir):
Film 1971, İngiltere yapımı. O tarihe göre belirsiz bir gelecekten yaşanan yozlaşmayı anlatmaya çalışan yönetmen sanki ne yapmaya tam karar verememişçesine şiddet dolu hayatı ile kahramanımız olan Alex’i ve kendi jargonlarıyla anlaştığı suç ortaklarını tanıtarak filme başlıyor. Gelişmiş mimarı yapılar, hat safhada bir yaşam standardı ve yine bu klişeyle köşe başlarında ve köprü altındaki evsizlere yer verilmiş filmde. Alex’in hem kendi iç dünyasıyla, hem kendi suç örgütüyle hem de yaşadığı toplumla çok çok ciddi problemleri vardır. Filmde anlatılmasa da filmin ana kaynağı olan Aziz Üstel’in çevirdiği kitabında Alex, 14 yaşındaki bir kıza tecavüz edecek kadar sapkın bir birey olduğu anlatılmakta ama bunu filmde göremiyorsunuz. Böyle bir ayrıntıyı göremediğiniz için üzülmeyin zira film neredeyse tecavüz sahneleriyle dolu ve kahramanın nasıl bir psikoloji ile dünyaya baktığı çok iyi aktarılmış. Ama sürekli kısır bir mekânda dönen film benim için kabak tadı vermeye yetti de arttı bile.
Filmde kullanılan en önemli ayrıntılardan bir tanesi de yaşanan bütün olumsuzlukların insan psikolojisinde yaşatılması umulan rahatsızlık için tezatlarla bezenmiş olmasıydı. Mesela Alex ve suç örgütü ne zaman yorulsalar, süt içerek güç toplamaları sütün temizliği, saflığı ile yapılan işlerin kirliliği gibi tezatlar hemen her sahnede kullanılmış. İşlenen suçlar aktarılırken en iyi klasik müzik eserlerinin arka planda çalması gibi. Zira bu müzik ile daha sonra ıslah edilmeye çalışılan Alex’e işkence bile yapılıyor.
Beni rahatsız eden durumlardan bir tanesi de buydu açıkçası. Alex’in suç örgütü gibi onlarca suç örgütü olduğundan söz ediliyor, hatta onlarla bir kavga sahnesinden de sadece mevcut düzene değil, bu suç örgütlerinin birbirlerine karşı da düşman oldukları fikri anlatılmak istense de suçlulurın kendilerine olan özgüvenleri ve dakikalarca görülmeyen bir otorite simgesiyle dünya üzerinde hiçbir kural kalmadığı fikrine kapılan seyirci daha sonra arkadaşlarının Alex’i satmaları sonucunda işi psikolojik düzeyde çözmeye çalışacak kadar ileri, asker disiplini ile işleyecek kadar ciddi bir adli makamın olduğu görülünce bu ne perhiz ne lahana turşusu demekten kendini alamıyor. Gerçi abartılı bir disiplin anlayışıyla işleyen adli makamlarla da makarasını geçen Kubrick, o durum psikolojini çok iyi aktarabilmiş. Devamını oku…
Okul bitti!
Merhaba ulan blog. 2 yıllık okul serüvenim tamamlandı galiba. Bu satırları yazarken aklıma geldi, bir tek staj defterimi teslim edeceğim sırada öğrenci kimlik kartımı kullanmam gerekecek. Kâğıt üzerinde akıllı evler ve akıllı bantlarla donatılmış hidrolik ve pnomatik fabrikaları gözüm kapalı tasarlayıp işler duruma getirebilmem lazım. Ama tık yok. Bildiğin gibi değil
Hayatımdaki onlarca yol ayrımından birine o kadar yaklaştım ki bunu bir “Y” gibi düşünürsek şu anda çataldayım diyebilirim. Kader kısmet ikilisi benim için yazılan neyse ona muktedir olacaklar, ona amentü billâh ama haleti ruhiyem de “Yusuf” ile görüşmüyor değil. Çok yakında, “acaba benden bir mok olur mu?” sorusuna cevap verecek olan DGS sınavına gireceğim. Tercih kılavuzunu inceledik arkadaşlarla, elektrik-elektronik bölümünden sadece 151 öğrenci alacaklarmış. e-kılavuz yerine eski usul kılavuzlardan olsaydı çöpe atar “Allah’ın yok mu lan ÖSYM” derdim. Ama çalışıyorum yine de. Malum, umut fakirin ekmeği. Zaman bana neyi gösterecek bunu hep birlikte göreceğiz. Ya da sen niye görüyorsun lan? Ben tek göreceğim anasını satiim… Neyse sevgili okuyucu. Hadi sağlıcakla kal.
Dr. House
Merhaba sevgili Bişi Mişi ve (eğer bayansa) sevgili (erkekse) saygılı okur,
Biliyorum, uzun zamandan senle haşır neşir olmuyordum. Bilesin ki internetim yoktu ve sana yazacağım yazı için internet kafelerde kaybedeceğim vakti göze alamıyordum. Ama daha sonra Şeyhmus’un da beni sopayla dürtmesi neticesinde seninle bir-iki kelam paylaşarak aramızdaki kırgınlığı yok etme niyetindeyim.
Geçenlerde DGS aşkı ile yanıp tutuşan bünyemi rahata erdirmek için kayıt yaptırmaya, okulun öğrenci işlerine doğru yola koyuldum. Huyum kurusun bu tür işleri son gününe bırakmasam rahatlayamıyorum. Son güne bırakmak gibi bir moku hali hazırda yemişken erken kalkayım da kayıtlara yetişeyim dedim.
Hani bazen öyle zamanlar olur ya tuttuğun her dal kırılır su içtiğin nehirler kurur, ben de şu sıralar bu türden çok zaman geçiriyorum ve işin kötü tarafı, bu problemlerimi de nasıl bertaraf edeceğim konusunda zerre fikre sahip değilim.
Öğrenci işlerine gittim, kayıt için sıraya girdim, ülen sıra bana geldi diye sevinirken saat 12:00′ye kadar sistem olmadığı için kayıt için fotoğraf çekilen Logitech kameranın önünde mal mal bekledim. Şans bu ya; sistem bir türlü işlemedi. Kayıt yapacak dünyalar güzel öğrenci işlerindeki görevliyle saat 13:30 buluşmak üzere sözleştik. Buluşmadan önce üstümüze rahat bir şeyler alırız diye düşünürken… Öhm. Neyse tekrar sıra beklememek için kimlik kartımı da dişine kuyum işlenmiş güzelin yanında bıraktıktan sonra neredeyse benimle konuşan midemin gevezeliğini dindirmek için benimle sıra bekleyen (anonim kalmasını istediğimden isim vermiyorum) arkadaşımla yemeğe çıktık. Ben de her zaman zıkkımlandığım bir fast-food zincirine gidelim dedim o da sağolsun beni kırmadı. Sevgili okur, sadece tavuklu sandviç yedim. Yemeği yedikten sonra içtiğim şişe su ile midemdeki sandviçin ilişkisi adeta ateşle baruta döndü. Midemdeki ve bağırsaklarımdaki kasılmalardan sonra inan ki resmen ölümün provasını yaptım diyebilirim. Bildiğin zehirlenmiştim. Tavuktan ya da maynezden. Artık her ne zıkkımdansa… Yine adını vermek istemediğim dostum ile birlikte apar topar GAZÜ Tıp Fak. acil servisine doğru resmen sürüne sürüne gittim. Yani şimdi tekrar düşünüyorum da o mesafeyi o halde nasıl katetmişim tahayyül edemiyorum. Acil servisinde girince, görev aşkı ile yanıp tutuşan intern‘lerin kucağına düşmüş bulundum bir an.
Orada yediğim ağrı kesici ve iki serujmdan sonra rahat bir nefes alabildiğimi hatırlıyorum. Tabi bunlar olurken sınıfımızda güç elektroniği sınavı yapılmakta, ondan hiç bahsetmiyorum çünkü umurumda bile değil. Gerçekten kendimi bu kadar aciz hissettiğim nadir anlardan biriydi hastanede geçen 3,5 saatim.
Bütün bunlar olurken hastaları kontrole gelen bir başhekim belirdi yanıbaşımda. Etrafında 2-3 doktor ve 5-6 intern ile hastaların durumunu, hastalığın sebebini, teşhisi nasıl koydukları ve nasıl bir tedavi uyguladıklarını soruyordu doktorlara. Adam kendine öyle güveniyordu ki sanki bir an karşımda (izleyenler bilir) Dr. Housu görmüş gibi oldum. Onca zamadan, acıdan girilmemiş sınavdan sonra aklımda kalan tek kare neredeyse buydu. Ülen no’lurdu bunu bütün hastanelerde görseydik. Çok şey istemiyorum be Bişi Mişi. Sence çok mu?










Son Yorumlar